13 Eylül 2020, 00:19 tarihinde eklendi

Nöroloji Uzmanı Dr. Timur Yılmaz ile Korona Günleri Hakkında Konuştuk

Nöroloji Uzmanı Dr. Timur Yılmaz ile Korona Günleri Hakkında Konuştuk

Sizin günleriniz nasıl geçiyor, kısaca sizden dinleyelim?

Ben sosyal izolasyona uyuyorum. Evde vakit geçiriyorum, ama evde vakit geçirmek hem bir yandan tatil gibi bir boşluk yaratıyor bizlere, hem de bir yandan okuyamadığımız kitaplar, yapamadığımız sporlar, yazamadığımız kitaplar gibi konularda, istediğimiz büyük zaman dilimini kazandırıyor. Bu anlamda bu dönemi hem biraz dinlenmek hem de kendime yatırım yapma süreci olarak kullanmayı seçiyorum. Kesinlikle bunu olumsuz, karanlık, depresif üzücü bir olaya dönüştürmemeye çalışıyorum kendimce.


Karantina dönemi, beraberinde bizlere üç temel problemi getirdi. Stres, kaygı, korku. Sağlığımızı koruma çabasında iken bir yandan da ruh sağlığımıza aynı ölçüde önem vermemiz gereken bir yaşam biçimi ile karşılaştık bu dönemde. Bu sert bir yüzleşme oldu aslında. Siz ne düşünüyorsunuz?

Şunu belirtmemiz gerekir. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi her zaman çok sert olmuştur. Ölümlü olacağını farkettiği an, yetersiz olduğunu, eksik olduğunu farkettiği an bunlarla yüzleşmesi çok serttir. Çünkü kendimizce bunun böyle olmadığını düşünüyoruz çoğu zaman. Kendi inşa ettiğimiz dünya da bunun tersini söyleyen bir yer olduğundan dolayıdır ki evet; bu yüzleşmenin sert olacağı kaçınılmaz.Öte yandan insanın kendisiyle yüzleşmesi, büyük sıçramaları yapması için de bir vesile. Şöyle düşünün, açlık korkusu, bir gün yemeğin biteceği korkusu... Tarih öncesinde de “Bir gün avda bir şey bulamayabiliriz korkusu, bununla yüzleşince insanoğlunun tarımı bulması, ya da büyük ulusların iletişim için “bakın bizim sadece iletişim için atlarla mesajcılar göndermemiz yetmez, çok daha hızlı iletişimde bulunmamız lazım” deyip teknolojiyi geliştirmeleri, hepsi bu yüzden işte. İnsanın kendisi ile yüzleşmesi insanı yerinden sarsar ama büyük sıcrayışlar için de olması gereken bir şeydir. Bakalım koronadan sonra ne tarz sıçrayışlar gerçekleştireceğiz o çok önemli. Hatta şöyle söylenebilir; stresiyle korkusuyla, endişesiyle başa çıkıp, kendisiye yüzleşmesinden ayakta çıkabilen kişiler, belki altı hafta belki sekiz hafta ne kadar sürecekse bu süreç, bunu sıkıştırılmış bir okul olarak görebilirler ve bu çok büyük avantaj sağlayacak. Kimileri gerçekten kendileri ile yüzleşemeyecekler, aileleri dağılacak, böyle olumsuz yönler de ihtimaller dahilinde, ama zaten çöküşler daima hızlı olur. Asıl Insanın kendisiyle yüzleşmesi ve kendisinden bambaşka bir insan çıkarması normalde yıllar alan bir süreçtir. Dağa çıkacaksınız ,orada yıllarca yaşayacaksınız, eskiden izolasyonlar böyleydi hatırlayın. Şimdi ise bu kısacık sürede, büyük sıçrayışlar olabilir diye düşünüyorum.


Sosyal izolasyon diyoruz, fiziki anlamda vücudumuz için tedbirler aldık. Fakat haber takip etme isteği, sosyal medyadaki bilgi kirliliği arasında kaybolma, zaten bağımlı olduğumuz cep telefonlarına elimiz yapışık geziyoruz. Sosyal izolasyon uygularken, zihnimize de izolasyon yapmayı unuttuk mu yoksa?

Sosyal izolasyondaki amaç, virüs yükünü azaltmak, bulaş sayısını azaltıp, vaka sayısını geniş zamana yaymak, hastanelerdeki sağlık sisteminin çökmesini engellemek. Buna da aman aman uyduğumuz söylenemez. Ama haber takip etme isteği, başkalarıyla konuşma isteği gibi, sosyalleşmenin zihin tarafından yapılan kısmında henüz izolasyon yapamıyoruz. Bu yönde izole olmak çok daha zordur. Dikkat ederseniz, hücre hapsi verilen insanlarda hem beden izolasyonu var hem de zihin izolasyonu var. Ama biz bunun zihin sağlığı için zararlı olduğunu biliyoruz. Aslında kendimizi izole ederken tam anlamıyla herkesten kopmamıza gerek yok. Bazen özellikle panik, stres, kaygı gibi durumlarda şunu biliyoruz; bazen kendinizi zihnen de izloe etmek size iyi gelebilir. Biz sürekli olarak diyoruz ki; haberleri takip edin, sosyal medyayı takip edin, tanıdıklarınızla konusun, ama buna bir sınır getirin. Bunu günde bir kaç kez yapın sadece. Madem bedenlerimiz zaten izole ve görünen o ki hayat yeniden normale döndüğünde, zaten istesek de bu izolasyonu yapamayacağız, bunu gelin bir fırsat penceresine çevirelim ve günün belirli vakitlerinde zihnimizi de izole etmeye çalışalım.

Evde vakit harcayacağımız şeylere odaklanamama sorununa değinmenizi isteriz. Kaygı, stres, korku kimimizde, normalde hobi olan aktiviteleri yapamamamıza neden oluyor.

Evet gerçekten de çoğumuzun çok boş vakti var. Ama bu boş vaktimizi hiçbir şey yapmadan geçirme, verimsiz geçirme, yaratıclıktan uzak geçirme, gibi tehlikelerle karşı karşıyayız. Burada işte herkesin şunu çok iyi bilmesi lazım. En önemli şey burada motivasyon. Kendizime hedef seçip motive olabilmek. Yani siz evdesiniz ve kitap okumak istemiyorsunuz, buna motive değilsiniz. Sizin motivasyonunuz bilgisayar oyunu oynamaktan yana. Bu alışkanlığınızı ötekine çevirmeden, “herkes kitap okuyor, hadi ben de kitap okuyayım” şeklinde yapıştırma bir davranışla bunu yapmaya çalışırsanız, bunu sürdürmekte zorlanacaksınız, belki de birkaç sayfa okuyup bırakacaksınız. 

Bir de bununla beraber yapmak istediğiniz bir şeyi, yapamamanın verdiği depresyon bulacaktır sizi. O yüzden bu dönemde, boş vaktimizi geçirirken, ilk yapmamız gereken şey, kendi zihnimiz değiştirmek. Normalde spor yapmayan, kitap okumayan, sanatla uğraşmayan birisinin, herkesin zaten evine kapandığı bu dönemde, bu anlamda kendisini dönüştürmesi zor. Esas dönüşüm içeride olacak, yani duygularımızı farketmek, neden neyi nasıl hissetiğimizi anlamak, düşüncelerimizin üstüne inşa edilmiş davranışlardaki sebep sonuç ilişkisini anlamak... Önce kendimizle uğraşmamız lazım. Bunu yapmak için kitap okumak bir araçtır tamam. Ama esas hedefin, kişisel dönüşümün, burada amaç, diğer saydıklarımızın da araç olduğunu unutmayalım. Yapılan bir çok çalışma şunu gösteriyor ki, insanın kendisiyle yaptığı yolculuk bütüncül bir yolculuktur. Yani beslenmesi, uykusu, sporu, hobileri psikolojisi, bunların hepsini birlikte dönüştüreceğiz. Yani aynı saatte yatıp kalkıp, aynı sağlıksız gıdaları yiyip, sonra da felsefe kitapları okuyup, “ben zihnimde yeni bir felsefe yaratacağım” şeklinde düşünmek çok mantıklı değil.

Son olarak, hayatta kalma mekanizması evrimsel bir süreci beraberinde taşır. Önümüzde belirsiz bir geleceğin olduğu da öngörülüyor. Ekonomik olarak, sosyolojik olarak, psikolojik olarak bazı kavramlar önemini yitirecek ve yeni kavramlar ortaya çıkacak muhtemelen. Sizin öngörünüz nedir bir bilim insanı gözüyle, bu evrimsel süreç sosyolojik, psikolojik anlamda nelere gebe olacaktır?

Evet koronanın hiç şüphesiz insanların hayatlarını ciddi anlamda değiştireceği, dünya genelinde büyük değişiklikler olacağı kesin. Ama bu değişiklikleri şöyle sınıflandırmak lazım. Bir kere biyolojimiz çok fazla değişmeyecek. Biyolojik bir evrimdem bahsedemieyiz. Bu süreç uzun yılları gerektirir çünkü. Psikolojik olarak da çok büyük değişlikler olmaz, çok büyük ihtimalle bu dönemden psikolojisi daha güçlü çıkanlar ve daha yıpranmış çıkanlar şeklinde bir değişiklik olur. Ama en büyük değişikliğin sosyolojik olacağı kesin. Örgütlenmelerimiz, devlet yapımız, sosyal yapımız, para ile kurdugumuz ilişki, hayata verdiğimiz anlam, bunlar değişecektir. Ancak şu unutulmamalı, bir kere bu değişlik dünyanın her yerinde aynı olmayacaktır. Herkeste totaliter bir yaklaşım var; tüm dünyada olabilecek değişiklikler konusunda. Şöyle örnek vereyim; nasıl ki koronadan önceki Afganistan ile koronodan önceki İngiltere birbirinin aynısı değil ise; bu ikisi, aynı yönde gelişim gösteren iki ülke olarak ifade edilemezse, koronadan sonra da böyle olacak. Biz şöyle toplumlar göreceğiz. Bu tarz salgınlara karşı kendisini iyi örgütleyen, sağlık sistemini buna göre dizayn eden, sosyal haklarını emeliliklerini sigortalarını, maaş yapılarını, hukuk yapılarını buna göre değiştiren ülkelerle karşılaşacağız. Bu ne anlama geliyor; belki bazı ülkelerdeki bazı hükümetler, salgınlardaki tutumlarından dolayı yargılacanaklar. Mesela İtalya’da bunca ölen insanlardan dolayı, halklar ülke yöneticilerini sorumlu gösterecekler ve yargılayacaklar. Ama bazı ülkeler de tam tersine var olan totaliter hükümetler, komple demokrasiyi ortadan kaldıracaklar. Bizi o yüzden tek bir ortak gelecek değil, ulusların, halkların, toplumların, kendi kaderlerini değiştirecekleri, kimi zaman kendileri, kimi zamansa bu yetkiyi başkasına verecekleri büyük değişikliklerin olduğu gelecek bekliyor. Ekonomik olarak ise kesinlikle büyük bir yıkım bekliyor. Hatırlarsanız dünya savaşlarından sonra da böyle olmuştu. Bundan önceki yüzyıllarda, insanoğlunun savaşları tarihi değiştirmişti. Bu yüzyılda da insanoğlunun virüs ile savaşı tarihi değiştirecek. Hatırlayalım yine o zamanları. Dünya savaşlarından sonra bazı imparatorluklar yıkıldı, yerine cumhuriyetler kuruldu. Bazı ülkeler medeniyetin ortası iken, parçalandı. Bazı ülkeler; kimseler adlarını bilmezdi fakat şu an refah düzeyinin en iyi seviyede olduğu ülkere dönüştü. Çok farklı ekonomik sistemler geldi geçti değişiklikler gösterdi. Belli ki bu tarz değişikliklere dair çok ciddi bir yüzyıl bekliyor bizi.

 

Röportaj: Nesrin Karyaldız-Ali Kandaz


 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *