04 Kasım 2020, 21:00 tarihinde eklendi

DEFİNE AVI

DEFİNE AVI

İnsan bazen eskinin yokluğunu hissediyor. O kokuyu özlüyor ve arayışına yöneliyor. Bazen özlemek yerine merak unsuru devreye girer ve bir anlamda ikisinin de yolları aynı kapı önünde kesişir. İnsanı merak yolculuğuna iten sorulardan biri de “Ben ne kaçırdım?” olabilir. Çıkış noktası kendini hazır hissettiği an olabilir. Kitabevlerinden satın aldığınız bir kitabın içeriğini beğendiğinizde ortaya yazarın iç dünyasını anlamaya ilişkin bir derinlik hissi açığa çıkar. Süreç ilk başta arayıcıyı yarı yolda bırakabilir. Yazarın diğer kitaplarına yönelik arayışınızda sürekli tükendi ibaresiyle karşılaşmak sinir bozucu etki bırakabiliyor. O çok beğendiğiniz eser ya da eserlerin kökeninde ne yattığını merak ederken, yazarın ulaştığı dönüm noktasına en baştan tanıklık etme isteği önlenemez bir meraka dönüşüyor. Kaleminden damlayan bir karakteri ve o karakterin etrafında dönen kurguyu hazırlarken aklını kaça böldüğünü sorgularız. Ana karakterin ne kadarının yazardan geldiğini merak edenleriniz de eminim vardır. Çıkış noktasını, ona bu güdüyü neyin verdiğini sorgularken kaç kalem eskittiğini düşünür, hayat algısını sorgular ve beklentilerini izleriz. Oluşturduğu kurguyu kişiselleştiren yazarın karakter üzerinden anlattığı olay örgüsü yolunda ödediği bedelleri yakından tanımak isteriz. 

 

Ne de olsa içe kapanık arşivcilerin sessizce gezindiği bir dünyadayız.

 

Söz konusu kitaplara yönelik romantik bir arayış olduğunda klasikliğin dışında kalan eski bildiğiniz gibi artık bir lüks değil. Çünkü dijitalleşmenin gün be gün her alana yönelmesi insana özgü merakların kısmen giderilmesini sağlıyor. Baskısı bulunmayan kitapların bazıları e-kitap olarak dijital satış platformlarında listeleniyor. Rafların fazla yer kapladığına yönelik kaygısı olanlar için hakikaten büyük kolaylık. Çantalarına sığan tablet veya e-kitap okunan cihazlarla koca bir kitaplığı yanlarında gezdiriyorlar. 

Pratikliğe karşı olumsuz tavır takınmamakla beraber, yeniliğe ayak uydurmak ya da uydurmayı seçmemek de tercihler arasında. Aynı nedenle bu konuya bir de eski usül yaklaşanlar var. Somut/fizikî bir baskıyı çay ya da kahve eşliğinde ellerine alıp parmak ucuyla sayfa değiştiren geleneksel meraklılardan söz ediyorum. Aslında bu sevgiyi koleksiyonculara özgü bir yaklaşım olarak kabul etmek pek doğru sayılmaz. Kitap raflarıyla dolu bir oda tarafından karşılanmak ve o kapaklara her baktıklarında fazlasıyla romantik hislere kapılarak çıktıkları eski yolculukları hatırlamak bazı okurların hoşuna gidiyor.

Maalesef listesini yaptığımız meraklar bazen tükendi duvarına çarpabiliyor. Şanslıyız ki Sahaf adı verilen bir meslek dalı var. Eskinin kıymetinin bilindiği koca bir okyanus. Arayıclar ise aradıkları definelerin peşinde. Bu sektör de bildiğiniz gibi türe göre türlü dallara ayrılıyor. Bazı sahaflar Osmanlıca yazılmış eserleri vitrinlerinde sergilerken Yüksek Edebiyat, Akademik Çalışmalar ve diğer türlere göre de raflarını şekillendiren bir sürü sahaf var.

Yedi ya da sekiz yıl önce uğradığım Devr-i Alem Sahaf’ta isimleri unutulmuş birçok kitapla karşılaştım. O günden beri bu dükkân arayışına koyulduğum kitaplar söz konusu olduklarında uğradığım ilk duraklardan biri oldu. (Maalesef bazı arkadaşlarımdan okumaları için verdiğim baskıları tükenmiş kitapları geri alamayınca insan sahafların yolunu tutuyor.) 

Baba oğul birlikte işlettikleri dükkân tam anlamıyla bir kitap ormanı. Çeşit bol olduğu için merakımı giderecek birkaç soru sordum. Sağolsunlar Ayhan ve Evrim Ataman geniş arşive sahip dükkânları hakkındaki merakımı gidermek için bana yardımcı oldular. 

Merakımı celbeden ilk konu günümüzdeki sahaflarda en çok aranan kitaplara yönelikti. Ayhan ve Evrim Ataman bu ilginin dönemsel bir göreceliği olduğunu vurguladılar. 

Oğuz Atay’ın yazdığı Tutunamayanlar’ın baskısı tükendiğinde kitap bir dönem en çok sorulanlar listesinin başında geliyormuş. Yine başka bir dönem Küçük Prens’in Cemal Süreyya ve Tomris Uçar çevirisini soranların sayısının da yadsınamayacak oranda fazla olduğunu söyledi. Evrim Bey bunların dışında kapak baskısı nedeniyle Harry Potter serisinin ilk baskısını soran hayranların da sahaflarına geldiklerini belirtti. Hatırlarında kalan diğer kitap ise Ayn Rand’ın yazdığı Atlas Vazgeçti adlı eser. Sayılamayacak kadar fazla eserin raflarda bulunduğu dükkânlarında ayrıca Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Fakir Baykurt gibi isimlerin yazdıkları eserlerin bazılarına ait birinci baskıların da sorulanlar arasında olduklarından söz etti. Üstelik raflarında bulunan söz konusu yazarlara ait eserlerden bazıları imzalıymış. 

İçeride gezindikçe raflardaki çeşitlilik içerisinden çıkmak istemediğim bir labirente dönüştü. Kitaplardan oluşan koca bir ormandan farksız içerisi. İddialı oldukları diğer konu ise güncel çizgi roman çeşitliliği ve eski yıllara ait basımlar. Evrim Ataman’ın belirttiğine göre 1950 sonralarında ve 60’lı yılların başında Ceylan Yayınları tarafından yayımlanan western ağırlıklı çizgi romanlardan Teksas, Tommiks ve Kinova’nın hayranları da epey fazlaymış. Ayrıca Superman’in o yıllara ait sayılarının da müşterilerinin ilgisini çektiğini söylüyorlar.

Elbette eski ve yenilerin bir arada bulunduğu bir yerde geçmişe yolculuk yapmak isteyen misafirlerinin anıları gözlerinin önünden geçiyor. Arşivlerinin genişliği dolayısıyla ilginç olaylar yaşayan Ayhan Ataman dükkânı ziyarete gelen orta yaş üzeri çizgi roman severlerin Tommiks ve Teksas’la karşılaştıklarında hep aynı cümleyi duyduğunu söyledi. Hani şu meşhur “Biz bunları okuldayken ders kitaplarımızın arasına koyup öyle okurduk.” cümlesinin estiği zamanlar. Olayın trajikomik diğer yönü ise koleksiyoncu okurlara yönelikti. Bazı müşterilerinin nadir bulunan kitaplara yönelik hassas bir endişesi olduğunu belirtti. Edindikleri kitapların fiyatına ilişkin bilgilerin dükkânı ziyarete gelen eşleri tarafından bilinmemesini önemle rica ediyorlarmış. Ayhan Bey geçmişte benzer bir deneyim yaşadığı için bu endişeye oldukça anlayışlı yaklaşıyor.

Benim adıma yukarıda belirttiğim kapsamlı arşivin detaylarına yönelik başka bir ilginç nokta daha var. Ayhan Bey’in söylediğine göre Devr-i Alem Sahaf Türkiye’nin en büyük polisiye arşivine sahip. 1930’lu yılların yayınları dâhil olmak üzere polisiye türüne ait binlerce çeşit kitapları olduğundan söz etti.

Eğer geçmişe yönelik uzun bir yolculuktan keyif alıyorsanız sahaflarda daha fazla vakit geçirmenizi öneririm. Kim bilir aradığınız define hangi sahafın rafında bulunmayı bekliyor. 

İyi Avlar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *